Post-truth Çağında Sinema: Yapay Zekayla Film Yapmak

Alkan Avcıoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı Post Truth filmi, gerçeklik anlayışımızı sorgularken belgesel ve sinema türlerine yönelik önemli bir tartışmayı da görünür kılıyor.
Share
Post Truth
Post Truth

Yönetmenliğini Alkan Avcıoğlu’nun yaptığı Post Truth, tüm görüntüleri yapay zeka kullanılarak hazırlanan ilk uzun metraj film. Bu yönüyle sinema sektörü için alışılmadık bir yapım, fakat aynı zamanda tartıştığı konu bakımından dikkate değer. Filme konu olan post-truth (gerçek ötesi) kavramı, günümüzde yapay zeka ile beslenen, temeli ise çok daha eskilere uzanan bir kavram.

Post-truth kavramının ilk kullanımı pek çok kaynağa göre Körfez Savaşı yıllarına uzanmakta. Bu savaş CNN tarafından 24 saat canlı olarak yayınlanıyor, bilgi ve haber yayılımı ABD tarafından kontrol ediliyordu. Bu hızlı ve sürekli akışta asıl mesele savaş meydanında gerçekten ne yaşandığı değil, bunun nasıl bir anlatıya dönüştüğüydü. Ve bu anlatıda öldürülen siviller yoktu, kurtarıcı rolündeki ABD vardı. İlerleyen zamanlarda “CNN effect” olarak literatüre geçecek bu kavramla devletler, medyayı yeni bir meşruiyet ve propaganda aracı olarak göreceklerdi.

Savaşın medya anlatısına dönüşmesi, gerçeklik arayışını baltalar. Bu durum, gerçeklerin duygular ve algılar tarafından inşa edildiği post-truth kavramını doğurur. Böylece hakiki olana dair endişe ortadan kalkar ve gerçeklik eğilip bükülür. Elimizde insanların tüketmekten keyif aldığı bir yığın içerik kalır ve bunların ne ölçüde gerçek olduğu önemsizdir.

Günümüzde bu durum siyasi alandan çıktı, günlük bilgi akışımızın ve düşünce yapımızın ayrılmaz bir parçası haline geldi. Sürekli olarak sosyal medya içeriklerine maruz kalmamız, haber akışımızın ağırlıklı olarak tek bir siyasi kaynaktan beslenmesi muhakeme yeteneğimize meydan okurken herhangi bir içeriğe karşı hissettiğimiz korku, heyecan ve sevinç gibi duygular kalıcılığı olmayan saniyelik tecrübelere dönüştü.

Post-Truth Çağında Belgesel ve Sinema

Post-truth’un gündelik hayata bu şekilde nüfuz etmesi, tükettiğimiz pek çok içeriği yeniden sorgulamamızı gerekli kılar. Belgesel türünün neyi belgelediği sorulacak sorulardan yalnızca bir tanesi. Günümüzde gerçeği ve kurguyu ayırt edemeyecek hale geldiysek hâlâ belgesel türünün varlığından söz edebilir miyiz? 

Belki de bu çağda belgesel üretmek, hâlihazırda bozulmuş olan gerçekliği belgelemektir. Post Truth filminde bu sorgulama, tarihsel bir anekdot üzerinden açıklanır.

Filmde kullanılan tarihsel anekdot ise Körfez Savaşı yıllarından; haberlerde petrole bulanmış bir kuş görüntüsü var. Medyaya göre bu, karşı tarafın zalimliğini ve doğayı katledişini gösteren kanlı canlı bir belge. Ancak bu görüntüler savaştan önce, başka bir yerde çekilmişti. Sansasyon yaratan bu görüntünün Körfez Savaşı’yla alakalı olmayışı ise artık önemsiz; çünkü pek çok insan için bu savaşın gerçekliği, zihinlerinde yer alan bu görselden ibaret. Yönetmenin bu görüntüleri yapay zeka kullanarak vermesi ise dikkat çekici çünkü onun için yapay zeka kullanımı gerçekliği en baştan bozan bir şey değil, zaten bozulmuş olanın alternatif bir sunumu.

Bu durum belgeselle sınırlı değil; özellikle yapay zekanın dahil oluşuyla sinema, günümüzde sanatsal ifadenin yeniden sorgulandığı, gerçeklik arayışının şekil değiştirdiği bir alan haline geldi. Sinemanın yaratım sürecine bir anda ve tartışmalı olarak dahil olan yapay zekaya karşı yönetmenler bambaşka fikirlere sahip. Bir taraftan kendisini “yapay zeka sanatçısı” olarak niteleyen ve Post Truth filmindeki tüm görüntüleri yapay zeka ile hazırlayan Avcıoğlu var. Yapay zeka kullanımı onun için sanatsal bir ifade biçimine, araç olmaktan öte bir amaca dönüşmüş.

Bu durumu bir istisna olarak okuyup sinemanın magazinsel tarafına bakış attığımızda ise karşımıza iki zıt perspektif çıkıyor: işe yarar olduğu için kullanmak ya da yapay zekanın sinemaya saygısızlık olduğunu düşünmek.

Daha bir sene önce The Brutalist filmindeki Macar aksanının yapay zeka ile düzenlenmesi sebebiyle oyuncu Adrien Brody ve yönetmen Brady Corbet birçok kişi tarafından eleştirildi. Adrien Brody ise buna rağmen Oscar kazandı.

Öte yandan Breaking Bad ile tanıdığımız yönetmen Vince Gilligan’ın yeni dizisi Pluribus, geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Her bölümün kapanış jeneriğinde geçen ifade ise şu: “bu şov insanlar tarafından yapıldı”. İnsan yaratıcılığının ve emeğinin bu sektördeki önemine dikkat çeken Gilligan için yapay zeka bir intihal makinesinden ibaretti.

Yapay zeka kullanımında intihal ve fayda arasındaki çizgi oldukça bulanık. Ancak asıl soru, post-truth çağında sinemanın neyi temsil edeceğidir. Yapay zeka, yarattığı sansasyon yüzünden gerçekliğin bir anda bozulduğu yanılgısını güçlendirir. Halbuki gerçeklik krizi yeni bir şey değil. Post Truth filmi de bu sebeple, tartışmaları geçmişe dayandırarak seyirciyi bilgi yağmuruna tutar ve yorar. Yapay zeka ise bu deneyimi günümüze bağlayarak seyirciyi daha da endişelendirir. Bu zorluğu deneyimleyen seyircinin kaçış yolu sinema salonunu terk etmek olsa da, o salondan çıktığında karşılaştığı dünyanın çarpıklığı zaten bu filmin asıl konusudur.

Tanınmayan Bir Ülkenin Genci Olmak

Prev

Kurtuluş: Dürüm Edilmiş Kozmos

Next
Comments
Add a comment

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *